Anasayfa
Binbir Bulut Masalları
Bir Şiir Sana, Bir Şiir Bana
Deneme Bir Kii
Beyaz Mikrofon
Tavşanlı Makas
Kahkaha Ağacı
BB Kitaplığı
Al Kalemi Eline

fkora513 (18.03.2009 - 08:33)

Seni çok sevdim BeyazBulut.

Henüz yorum yapılmamış.

sena_42 (16.03.2009 - 19:22)

Ben bir yazı yazdım ama 8 sayfa biraz uzun okumak isteyen okuyabilir.

ÇOCUK GÖZÜYLE HAYAT

Yarın okula gidecekti. Nedense o eskisi gibi okulun başlama heyecanı yoktu içinde. Bir tek bu değildi! Cumartesi günü teyzeleri, anane ve dedesi gelmişti. O artık eskisi kadar yaşamıyordu o misafir geldiğindeki coşkuyu heyecanı..... Büyüklerine bunu sorduğunda bi cevap alamıyor hep " Artık eskisi gibi sevmiyorsun demek ki akrabalarını" cevabını alıyordu. Oysa bu istediği cevap değildi. Çok seviyordu akrabalarını! Neden böyle düşünüyorlardı? En sonunda karar verip ablasına sordu:
- Abla ben neden artık eskisi gibi o okul heyecanını ve bir misafir geldiğindeki mutluluğu yaşamıyorum. Kime sorsam aynı cevap aynı mantık. Sen hiç böyle şeyler yaşadın mı?
- Bana o kadar kolay bir soru getirdin ki.. Bunun aynısı neredeyse her çocukta olur. Bende de oldu bu. Büyüyorsun!.... Artık o eskiden olduğu gibi yanına çağırılmıyor, ne biliyim böyle sanki sen kendi başının çaresine bakarsın gibi bir şey oluyor, annen artık misafirler gelince sen küçük olmadığın için daha çok misafirlerin küçük çocuklarıyla ilgileniyor değil mi? Hani bir ağaç fidan iken onu korurlarda büyüyünce artık bu yıkamaz denip bırakılır ya. Seni de artık bırakmaya başladılar. Öyle değil mi?
- Aynen öyle ablacım ama ben eski halime dönmek istiyorum. Büyümek hiç de güzel bir şey değilmiş. Ben nasıl küçük kalacağım?
- Şimdi sana bunu nasıl anlatsammm.. Hımmmmmmm. Hah buldum. Özge şimdi sana bir benzetmeyle bunu anlatacağım. Hayat bir kara tren diyelim. Yolun uzun... Şimdi sen doğduğun saniyeden hatta saliseden itibaren bu trene bindin. Bu tren çok eğlenceli. Sana binlerce ders veriyor, sana bir çok şey öğretiyor. Bu tren o kadar yavaş gidiyor ki bir tane ağacı 20- 25 dakika görüyorsun ama zaman geçince "Bir tane ağaç görmüştüm keşke bir daha görsem çok güzeldi" demeden edemiyorsun. Trenden atladın mı dünyanın en büyük sonsuz uçurumu ama ne yazık ki sonunda yine o uçuruma düşmek zorundasın. Sen bu treni geri döndüremezsin! Milyarlarca insan bu trende. Ve bu trenin bir makinisti yok. Sen kendi gideceğin yolu bilmeli zamanı geldiğinde o trenden inmelisin ki zaten indirileceksin!


Herhangi bir cevap vermeden odadan çıktı Özge.

Anne:
- Çooooocuuuuuklaaaarrrr! Yeeeemmmmeeeeeekkk haaaaazzzıııııııııır!
- Bu gün ne yaptın?
- Tavuk, patates, kadayıf, patlıcan kızartma, pilav.
- Ooohhh. Kurt gibi açtım vallahi.

Diiiindoonnnnnnn! Özge:
-Ben bakarım! Hoş geldin baba. Çikolatamı getirdin mii?
- Ayy unuttum vallahi yaaa
- Hadi onu unuttun diyelim bu gün sana ne ifade ediyor?
- FB-GS maçı var
- Ay inanmıyorum baba doğum günümü unuttun ya ! Helal olsun sana.
- Hiiiii

Anne mutfaktan tüh dercesine elini babaya sallıyor arada bir da " Cık cık cık demeyi de unutmuyordu.

Babasıyla öbür gün getirdiği 2 katlı pasta ve pilli bebek sayesinde barışmışlardı.
O gün okuldan sonra 4.30 da arkadaşlarıyla buluşacaktı Özge. 4.00 'da okul zili çaldı. Dönen kaykaylı parkta buluşacaklardı. Orası Özge gilin evine birazcık uzaktı. Annesi oraya ancak ayda bir gitmesine izin verirdi ama bazen o bile olmayabiliyordu! İnşallah o gün annesinin keyfi yerinde olur da onu gönderirdi. Okuldan eve dönerken aklında şu sorular vardı: acaba bir kaza olmadan bisiklet sürebilecekler miydi? Bir şey olmadan oraya gidebilecek miydi Özge? Bu sorular kafasını kurcalarken servis arabasının penceresinden bir köy evi gördü. O koskocaman binalar arasında o yemyeşil ağaçları, çimenleri ne kadar güzel duruyordu. Evden dışarıya onun yaşlarında bir kız çıktı. Kız daha saçını bile düzgün tarayamamıştı . Hemen bahçedeki ağaçlara su döktü. Bu Özge'nin çok hoşuna gitti. O da bir ağaç sulamak istiyordu ama sulayacak bir ağaç yoktu ki! En yakın zamanda o kızla tanışmalıydı. Ama nasıl? Acaba kız okula gidiyor muydu? Yoksa o da okumayıp evde oturan çocuklardan mıydı? Ama eğer okula gitse zaten onu ya serviste ya da okulda görürdü. Evlerine yakındı onların evi belki gidebilirdi oraya hafta sonu ama nasıl tanışacaklardı ki? Ben Özge. Seni gördüm. Yaşam tarzın çok hoşuma gitti. Tanışalım mı? Demek saçma olurdu. Ona göre en uygun yöntem onların evine yanlışlıkla girmekti. Evet evet! Yarın okuldan sonra onların evine girip yanlışlıkla girdim deyip kızla tanışma fırsatı bulacaktı. Nihayet eve geldi. Heyecanlıydı. Acaba annesi ona izin verecek miydi? Zili çaldı kapıyı ablası açtı. O okuldan Özge'den 2 saat önce geliyordu. Annesi hemen Özge'yi yanına çağırdı. Hemen hesap sormaya başladı:

- Özge sana kaç kere diyeceğim çiğnediğin sakızı yere atma diye!
- Ne yapayım tuvaletim vardı. Koşarken ağzımdan düşmüş!
Durum anlaşılmıştı park iptaldi.
- Cezalısın. Çabuk odana gir. Yemeğe kadar 150 soru çözeceksin. Çözdüklerinin aynısını da sana soracağım çabuk!Marş marş!

Özge bunu ciddiye almamıştı nedense. İçinde kıpır kıpır bir sevinç vardı nedenini bilemediği.Acaba o kız ona pozitif enerji mi vermişti? Saat 4.20' yi gösteriyordu10 dakika sonra Alara onu çağıracaktı. Ne diyecekti Alara'ya? İçine bir kurt düştü. Annesi biraz sakinleşmiş türkü söylüyordu:

-Anne. Mmm. Şeyyy.. İçinden 1-2-3 dedi ve: Anne biz arkadaşlarla toplanacağız da yandaki parkta. İne bilir miyim?
Annesine yalan söylemişti. Ne olacaktı?
O sırada zil çaldı. Kapıda Alara ve yeni bisikleti vardı. Alara ayda bir bisikletini değiştirirdi. Özge 2 senede bir anca. Yola koyuldular. Geldiklerinde arkadaşları çoktan pozisyonu almış yarış için onları bekliyorlardı. Yarışa başladılar. Özge'nin zinciri birden atıverdi! Arkadaşları onun suratına bile bakmadan yanından geçmişlerdi. Hatta Rümeysa az daha Özge'nin kolunun üstünden geçecekti ki Özge kolunu çekti. Bunun sebebini şimdi anlıyordu. Alara her yeni bir şey aldığında onun peşinden koşuyordu. Hayatına yeni bir felsefe daha eklemişti " Dost kara günde belli olur" ve " Hayatta bir kağıt parçasına bu kadar önem veriliyorsa, insanlar bu dünyada bir hiçtir"

Hemen oradan ayrıldı. Aklına serviste gördüğü ev geldi. Dolmuşa bindiği gibi oraya geldi. Kapıdan içeri girdi.Kız tam karşısında öyle bakıyordu Özge'ye:

- Kimsin? Neden buraya geldin?
- Merhaba! Benim adım Özge. Geçenlerde seni ağaç sularken gördüm. Çok tatlı bir kıza benziyordun! Ben de seninle tanışmak için buraya geldim.
- Beni! Sen! Tatlı! Buldun!? Öyle mi?
- Evet! Ne var ki.
- Benim adım da Zeynep. Memyun oldum.
- Memyun mu? Hihi! Kız o memyun değil o memnun memnun!
- Ay her nezse!
- Nezse mi? Kız sen ne biçim konuşuyorsun!
- Nasıl konuşacaktım ya!

Özge böyle fakir aile çocuklarını sevmez onlara acırdı. Ama Zeynep nedense ona çok sıcak davranmıştı. Beraber yeşil erik, dut, elma ve daha çok meyveler yemiş, ağaç sulamış ve ağaca tırmanmışlardı. O gökdelenlerden, yapmacık parklardan daha bir çok yerden daha güzeldi burası. Özge böyle düşüncelerle boğuşurken Zeynep araya girdi:

- Ne düşünüyon kız?
- Hıhı!! Boşver kız! Kimse benim düşüncelerimi anlamaz ki!
- Anlamazdın anlamaaazzzdııınnnn! Düşüncelerede inanmaaazdıınn!
- Ayyy! Sen beni güldürdün Allah'ta seni güldürsün emi!
Zeynep'in annesi, Şeyda Hanım:
- Zeynep bu kim?
- Merhaba benim adım Özge. Kızınızla yeni tanıştık. Ben onun arkadaşıyım. Nasılsınız?
- İyi. Der ve başka bir şey demeden evine girer.
- Sen ona bakma. Annem yeni gördüğü herkese böyledir.
- Boşver. Hem çok tatlı bir kadın annen. Aksi olması bu tatlılığını bozmuyor.
- Seni öbür bahçelerimize götüreyim mi?
- Olur ama nasıl gideceğiz?
- Yarım saatin varsa yürüyerek.
- Hmm. Bilmemki! Hem daha bir saatim var gitmeme. Olur hadi gidelim.
- Oleeeyyy. Annemin yanına git de sana bir tane veya iki tane poşet versin.
- Tamam.

Özge güle oynaya bir koşu poşet alır gelir ve yola başlarlar. 10 dakika sessizce gittikten sonra Özge sessizliği bozar:

- Senin baban nerede?
- Benim babam.... Öldü.
- Hiiiii. Nasıl?
- Şarampole yuvarlandı arabası. Öldü. Zeynep göz yaşlarını tutamamış ağlıyordu.
- Üzülme Zeynep! Hem bak annen var. Teyzen sizinle oturuyormuş. Sende haklısın bir yandan ama ne yapalım! Ölenle ölünmez ki!
- Senin baban ölse sen de ağlardın ama!

Özge buna bir cevap bulamamıştı. İçinden durmadan " Senin baban ölse sen de ağlardın, , senin baban ölse sen de ağlardın" deyip duruyordu.

- Sana bir şey söyleyeyim mi? Bana dedem öldüğünde ben de bir kere ağladım. Ama o da saniyelik sürdü. Neden biliyor musun? Teyzem bana " Ağlama. Deden yukarıda bizi izliyor şimdi. Senin ağladığını görse o da üzülmez mi? Dedenin üzülmesini istemezsin değil mi?" demişti. Sen babanın üzülmesini istemezsin öyle değil mi?
Özge bu olaydan da bir ders çıkartmıştı. Hem de bugüne kadar görmediği duymadığı bir olaydı bu. Bundan çıkarttığı felsefesi ise " Her zaman elindekine şükret. Olmayanlardan ibret al" dı.

- Tabikide üzmek istemem babamı ama ne yapayım? AAA! Bak bahçeye geldik hadi oraya gidelim.

Özge o bahçeden çok etkilenmişti. Karnına kadar uzanan çiçekler, kocaman kocaman ağaçlar, binbir renkli meyveler.... O beton yığınından çok daha güzeldi burası! Bir an evine hiç gitmek istemedi. Ama birden 25 dakikası kaldığını gördü. Hemen oradan uzaklaştı. Evine gelmişti. Artık tiksine tiksine bakıyordu o evlere, parklara.... Onların yerine ağaçlar çimenler olsaydı ne kadar güzel olurdu! Zili çaldı. Kapıyı bu sefer annesi açtı. Anne:

- Seni hınzır seniii! Demek benden izinsiz başka yerlere gidersin ha! Saat 10.30 a kadar ders çalışıyorsun ve odandan çıkmıyorsun! Tamam mı?
- Peki anneciğim.

Özge buna üzüldü. Acaba annesine her şeyi anlatmalı mıydı? Evet anlatacaktı ama 1 saat sonra. Annesinin sakinleşmesi lazımdı.

En sonunda 1 yıl gibi gelen bir saat geçti. Özge annesine tam söyleyecekken.... Annesi şapbadanak öpüverir yanağından:

- Kızım! Özür dilerim biraz aşırıya kaçtım galiba. Ama sakın bir daha olmasın!
- Tamam anneciğim benim. Biliyor musun geçen servisteyken........

Özge olan biteni annesine anlattı. Rahatlamıştı. Bundan da bir ders çıkartmıştı Özge " Dünyadaki en sevdiğin kişi bile sana bir şey yapsa sen onu gerçekten seviyorsan o da seni seviyorsa o sana sen de ona geri dönersin"

Özge odasına geçti. Gözüne ilk çarpan şey oyuncakları oldu. Hemen onları alıp bebek evine koydu. Bebeklerinin adı: Ece, Ezgi, Pembe, Mercimek bir de Biberdi.

Ece Özge olurdu.Arabasına binmiş

- Kıızzlaar! Ben geldim! Hadi gelin atlayın arabaya Zafer'e gidelim!
Mercimek:

- Kız bu kaçıncı araba? Batıcan bir gün bu arabalar yüzünden.
- Bir şey olmaz! Ben alışkınım. Hadi Biber'i çağıralım.
- Yok ya Ezgi'yi çağıralım önce.
- Tamam. Bana uyar.


- Ezgiiii! Kız aç kapıyı biz geldik.
- Ooo! Hanımefendiler! Siz uğrar mıydınız buralara hiç?
- Kız bırak şamatayı da atla arabaya. Zafer'e gideceğiz.

Özge kendini kaptırmış öyle sanki gerçekten Ece'ymiş gibi oynuyordu.
- Ay dur bir hele! Üstümü giyineyim. Gideriz. Bana ne ısmarlayacaksınız?
- Ay hemen girer ısmarlama konusuna. Hal ve hareketlerine göre değişir bebecik!
- Canım benim. Ne kadar güzel olmuşun sen böyle ha? Adudu vıdıdı cucucu!
- Ay bırak yalakalığı. Ben bebek miyim? Oldu bir de üstümü giyindir bari.
- Ay espriden de anlamıyorsunuz ha! Hadi gidelim artık!
- Mercimek'i çağıralım.
- Hadi ne duruyon ya!?


- Mercimek! Aç kapıyı ! Zafer'e gidiyoruz hadi!
- Ay Zafer mi? Bilmem! Hadi gidelim o zaman madem buraya kadar geldiniz!...

Baba içeri girer:

- Kızım hadi yemeğe!
- Offf baba. Tam yerinde geldin.
- Ne oldu ki?
- Ne güzel oyuna dalmıştım! Şimdi tüm büyü bozuldu!
- Hadi hadi! Sen şimdi gelmezsen ben sana bir büyü yapacağım!
- Tamam!

Hafta sonu olmuştu. Özge yine Zeynep'in yanına gitmeyi planlıyordu.Ama bu sefer annesinden izin alacaktı. Özge:

- Anne! Zeynep'in yanına gidebilir miyim?
- Birazcık bekle. Şu yemeği yapayım beraber gidelim!
- Oley! Yaşasın!


- Yemek oldu! Hadi çıkalım ama giderken hatırlat 10 tane çikolata alacağız.
- Tamam.


- Anne çikolata alacaktık!?
- Hadi şu markete girelim.
- Anne şu çikolatadan alalım.
- Olmaz!
- Ya bu?!
- Ooolmaazz!
- Şu?!
- Yavrum olmaz dedim ya. Bırak bir! Bak şurda şeker satan yer var oradan alacağız.
- Hommm..
- 2 kilo verir misin?
- 2kilo mu? Anne ne yaptın.
- Sen karışmaaa!
- Ya bari ucuz olanından al!
- 4 kilo kaju verir misin?
- Anne kajunun kilosu 20 milyon. Napıyorsun ya? Başına saksı mı düştü senin?!
- E kızım sen demedin mi çok fakirler ayda ancak 300 milyon çıkarıyorlar diye!?
- Evet. Ne olmuş?
- Madem bu kadar durumları yok onlara yardım edelim. Hem Allah fakirlere yardım edenlere sevap yazar biliyor muydun?
- Anne şundan da alalım. Bak ne buldum. Aaa şekere bak ne güzel.
- Marketi götürelim nasıl olun?
- Götürelim. O zaman daha çok sevap işleriz.
- İlahi Özge!

Nihayet otobüsteydiler. Özge heyecanlıydı. Acaba Zeynep'in annesi onları sevgiyle mi yoksa Özge'ye davrandığı gibi soğuk mu davranacaktı? Bu düşüncede iken geldiklerini fark etti Özge:
- Müsait bir yerde durabilir misin amca?
- Hemen.


Özge:
- Zeynep!! Bak annemi de getirdim.
- Hoş geldiniz. Buyurun. Bahçede mi yoksa evde mi otururdunuz?
- Eve oturalım canım. Al bakıyım şu paketleri.

Annesi Zeynep'e kapıdan girerken fısıldar:
- Bunlar kim?
- Özgeyle annesi gelmişler. Bir sürü bir şey getirmişler.
- Çay koy tanışıyım ben de şunlarla.


- Hoş geldiniz. Ben Şeyda.
- Memnun oldum ben de Ayça. Nasılsınız?

Ayça ile Şeyda Hanım arasında koyu bir sohbet başlar. Özge de Zeynep'in yanına gider:

- Annenle annem çok iyi anlaştı.
- Yaa.
- Evet. Az sonra da bahçeye gideriz. Olur mu?
- Tamam. Şimdi gidelim bence. Annene söyle hadi.
- Anne!Bahçeye gidebilir miyiz?
Şeyda Hanım:

- Ay doğru söylemeyi unuttum. Bizim buradan başka bir bahçemiz daha var. Oraya gidebiliriz isterseniz.
- Tamam. Başımı örteyim yavaş yavaş çıkalım.
- Zeynep yemek yemeğe bir şeyler hazırla. Domates, peynir, ekmek bir de soğan koy.
- Tamam anneciğim

Yola çıktılar. Sonunda gelmişlerdir. Zeynep'in Özge'ye göstermeyi unuttuğu bir dere vardır. Şeyda Hanım derenin yanına götürür Özge gili ve orada yemek yemeye başlarlar. Özge suyu incelerken:
- Anne, Zeynep çabuk gelin! Bakın ne buldum?!
- Özge çok güzel bir kaplumbağa bu!
- Anne! Eve götürebilir miyim?
- Tabi. Bir kap bulalım onun içine su ili bunu koyarız.
- AA! Anne bak ben de bir tane kaplumbağa buldum.
- Hadi o zaman biz Ayça teyzenle konuşurken siz de kap arayın.

Kabı buldular ve geç olduğu için eve gittiler. Eve geldiklerinde anne:

- Oyyy. Ne yorucu bir şeymiş bu.
- Anne ben odama geçiyorum. Kaplumbağama yer bulacağım.
- Tamam.


Önce adını koyacaktı. Barbella? Cık! Huysuz? Cık! Dodi evet Dodi olacaktı adı. Hemen çok güzel bir kaba renkli bilye, taş ve boncukları ve tabikide suyu doldurup üzerine Dodi'yi attı. Birazcık ot verdi. Öyle yiyordu ki sanki hayatında hiç yemek yememiş gibiydi. O kadar az ota muhtaçtı ki! Özge bundan da bir ders çıkartmıştı " Hiç kimseye muhtaç olmadan yaşayan bir şahıs dünyanın en mutlu kişisidir.



Aradan 3 sene geçmişti. Artık 13 yaşındaydı. SBS başlamıştı. Okulda, evde her yerde sorumlulukları daha da artmıştı. Artık kaplumbağayla da fazla ilgilenemiyor hep dersleriyle ilgilenmek zorunda kalıyordu. Bir an hayata farklı açılardan bakmayı öğrenmişti. O 13 sene ona çok şey öğretmişti ki! Sanki gözünü açıp kapayınca geçmişti sanki 13 sene. Çocukluğu o kadar mutlu geçmişti ki hala o günleri arıyordu tıpkı ablasının anlattığı gibi. Ha ablası mı? 1 sene önce evlenmiş. Hayata büyüdükçe daha sıkı tutunan Özge'yi artık yeni bir gelecek bekliyordur....



Henüz yorum yapılmamış.

zzeehhrraa (13.03.2009 - 14:00)

Çocuklar için interneti yasaklamalarına gerek yok artık BEYAZ BULUT var!

Henüz yorum yapılmamış.

dozervada (10.03.2009 - 11:05)

Bu site süper yaaa, inanılmaz güzel bi sitee!

Henüz yorum yapılmamış.

kraltaha (07.03.2009 - 10:52)

Merhaba ben Muhammed Taha, yeni üye oldum. Bu dergiyi annem Mehtap TV'de yayınlanan programda görmüş.

Henüz yorum yapılmamış.

<< İlk Sayfa   < Önceki Sayfa    |    Sonraki Sayfa >   Son Sayfa >>

Sayfa

Toplam 880 sonuç bulundu.

Gönder
Sevdiklerine birbirinden güzel
e-kartlar gönder!
Oyna
Oyun sende!
Haydi en güzel oyunları sen oyna!
Yaz
Sen de
yazdıklarını bizimle paylaşabilirsin.
Sen de Katıl Bize

Kalemini aldıysan eline; seni mutlu eden şeyleri, başından geçen bir olayı, yazdığın bir yazıyı, şiirlerini, kısacası paylaşmak istediğin her şeyi BeyazBulut'a bulutlayabilirsin.

Yapman gereken sadece üye olmak.

Üye değilsen ücretsiz üye olmak için burayı bulutla. Üyeysen sayfanın yukarısından üye girişi yapmalısın.

Üye Girişi
Kullanıcı Adın:
Şifren:
[ Ücretsiz Üye Olayım | Şifrem Neydi? ]
İyilikler Antlaşması
Merakettin Amca, biz neden yaşıyoruz?
Serin Selamlar
Meraklı Ce, Sultan Fatih'le Tanışıyor
Kocaman Ayaklı Çocuk: Menta
BeyazBulut Çocuk Ülkesi | © 2005-2026